Osmanlı topraklarındaki gayrimüslimlerin durumlarını anlayabilmek için, öncelikle Osmanlır17;nın onlara uyguladığı politika ve Müslüman halkın gayrimüslimlere bakışını iyi tahlil etmek gerekir. Osmanlı yönetim anlayışı içinde bu unsurların her birine r16;milletr17; dendiği gibi oluşturulan sisteme de r16;millet sistemir17; adı verilmiştir. Osmanlı millet sisteminin en temel özelliği; farklı inançlara sahip insanlara, kendi inançlarının ve hattâ hukuklarının gerektirdiği şekilde yaşama imkânı tanımasıydı. Dolayısıyla Osmanlı idaresi altındaki her millet başlarındaki patrik, hahambaşı ve metropolitleri ile kendi dinî ve sosyal işlerinde hür ve muhtar bir şekilde yaşamıştır. Bu milletler, kendilerine tanınan bütün hak ve hürriyetlere, ayrıca savaş durumunda düşmanlara karşı korunmalarına karşılık Osmanlır17;ya sadece r16;cizyer17; vermiş, böylece hem insanlık onurları, hem can ve malları emniyete alınmış olarak asırlarca huzur içinde yaşamışlardır.
Millet sistemi özü itibariyle din farkına dayandığı ve her topluluk ibadethaneleri vasıtasıyla kendini yöneterek özerk bir statüde yaşadığı için, Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında münasebetler pek yoğun değildi. Ancak gerek yöneticilerin gerekse halkın İslâm terbiyesinden dolayı Hristiyanlara ve diğer gayrimüslimlere sıcak davranması vesilesiyle toplum içinde ihtidâ (din değiştirerek Müslüman olma) hâdiseleri sıkça görülüyor, Türkçenin devlet dili olması dolayısıyla pek çok Türkçe kelime Balkan milletlerinin dillerine geçiyor, hattâ Türk kıyafetlerinin taklidi yaygın olarak görülüyordu. Buna karşılık, millet sisteminin gevşemesinden, dolayısıyla imparatorluk düzeninin olağan sürekliliğinin bozulmasından çekinen Osmanlı uleması, Hristiyanların, Müslüman kıyafetlerini taklit etmelerini yasaklamak mecburiyetinde kalmıştır.
Osmanlıların devleti âdil ve hoşgörülü bir şekilde yönetmeleri, özü itibariyle Allahr17;ın Kurr17;ânr17;daki emirlerine dayanır: r0;Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adalete uygun hüküm vermenizi emreder. Allah bununla, size ne de güzel öğüt veriyor! Şüphe yok ki Allah Semî ve Basîrr17;dir (sözlerinizi de, hükümlerinizi de hakkıyla işitir, bütün yaptıklarınızı hakkıyla görür.r1; (Nisa Suresi, 52)
İşte, ruh dünyaları bu ilâhî terbiyeyle şekillenmiş Osmanlı idarecileri yüzyıllarca; r0;Etnik yapı, ırk ve dil gözetilmeden, adalet bütün insanlar arasında eşit olarak uygulanmalıdır.r1; prensibini kendilerine rehber edinmiş ve bunda da oldukça başarılı olmuşlardır. Tabiatıyla bu hususta en büyük kılavuz Peygamber Efendimiz (sas) olmuş ve devlet yöneticileri Or17;nun (sas) eşsiz ahlâkına uyarak vazifelerini îfâ etmişlerdir. Osmanlılar fethettikleri coğrafyalarda o güne kadar ezilmiş, hor görülmüş insanlara geniş hürriyetler tanımış, haksız tutumlara son vermiş, kısacası halkla kaynaşma yoluna gitmişlerdir.3 Osman Bey, Bursar17;yı abluka altına almak için yaptığı hisarın kumandanı Balabancıkr17;a, kuşatma öncesinde şu talimatı vermişti (sadeleştirerek): r0;Reayaya zulüm ve düşmanlık etmeyip, kalblerini hoş tutup ehl-i İslâm tarafına celbediniz!r1; İşte bu gibi insanî yaklaşımlar neticesinde ortaya çıkan olumlu hava; daha Osmanlılar gelmeden, Bizansr17;tan Osmanlı tarafına sığınmalara vesile olmaktaydı. Bizans yönetiminden kaçarak Osmanlılara sığınanlar, uzun süre vergiden muaf tutuldukları gibi, sonradan verdikleri r16;haraçr17; da, eskiden Bizansr17;a ödemek mecburiyetinde oldukları vergiye nispetle azdı. Bizansr17;ın sarsılmasından sonra Balkan milletleri arasında başlayan anarşi, Osmanlı hâkimiyeti döneminde ortadan kalktı. Böylece bu imparatorluk kadrosu eşliğinde Balkan Hristiyanları barış ve düzene kavuştular.
Fatih Sultan Mehmet Han devrinde Osmanlı millet sistemi
Fatih İstanbulr17;un fethini takiben Rumları, ardından da Ermenileri özerk cemaatler hâlinde bir araya getirmiş, başlarına da bizzat kendisi patrik tayin etmiş ve onlara geniş hak ve hürriyetler tanımıştır. Fâtih Sultan Mehmetr17;in İstanbulr17;daki kiliselerin bir kısmını ve bütün din mensuplarını ibadet ve geleneklerinde serbest bırakması millet sisteminin en önemli esasını teşkil eder. Büyük âlim ve hukukçu Şeyhülislâm Ebussuud Efendi de, din hürriyetini fetvasında özellikle ifade etmiştir. Macar Kralır17;nın r0;Sırbistanr17;ın her tarafında Katolik kiliseleri tesis edeceğim, Protestan kiliselerini yıkacağım.r1; demesine karşılık Fatihr17;in Sırp Kralı Brankoviçr17;e, r0;Eğer devletime itaat ederseniz, her caminin yanında bir kilise inşâ edilecek; buralarda herkes kendi Hâlıkına ibâdet edecekr1; demesi onu inanç hürriyetine nasıl baktığını gösteren dikkate değer bir misâldir. Bu sözler üzerine Sırp Kralı, Hristiyan Macaristan yerine Müslüman Osmanlı Devletir17;ne itaat ederek, bu idare felsefesinin üstünlüğünü takdir etmiştir.6
Sultan Fatihr17;in Galata Zimmîlerine verdiği ahidnâme, beş yüz elli küsür yıl önce farklı din ve millet mensuplarına tanınan Osmanlı hak ve hürriyetlerini gözler önüne sermektedir
osmanlının temel tebası türk deyilmiydi?o halde nasıl oluyor arap lar cenab-ı milli (kutsal millet) olarak; ermeni ve rumlar sadık-a milliye (en sadık millet) olarak varlıklarını korurken, türkler cepeden cepeye yol bularak koşuyor ve aynı zamanda anadolunun verimli ovalarında yetişen mahsulün ilk önce araplara göderilmesi ve ermenilerle rumların altın - bakır - gümüş madenlerini işletmesine öncelik veriliyor o halde osmanlı türklere bir tür ikinci yurttaş muhabbetiyle yaklaştığını düşünmemek mümkünmü.....
osmanlının temel tebası türk deyilmiydi?o halde nasıl oluyor arap lar cenab-ı milli (kutsal millet) olarak; ermeni ve rumlar sadık-a milliye (en sadık millet) olarak varlıklarını korurken, türkler cepeden cepeye yol bularak koşuyor ve aynı zamanda anadolunun verimli ovalarında yetişen mahsulün ilk önce araplara göderilmesi ve ermenilerle rumların altın - bakır - gümüş madenlerini işletmesine öncelik veriliyor o halde osmanlı türklere bir tür ikinci yurttaş muhabbetiyle yaklaştığını düşünmemek mümkünmü.....