ÇITAK HÜSEYİN'İN HAZİN SONU
Çıtak Hüseyin; Fakir bir ailenin çocuğu olarak 1900'LÜ yıların başında Hacıbektaş kazasının Mikail Köyü'nde dünya'ya gelir. O,da köyün diğer çocukları gibi çocukluğunu yaşar ve gün gelir bir delikanlı olur. Annesi babası vefat eden Çıtak Hüseyin'in kız ve erkek kardeşi olmadığı için omzuna o günden itibaren fakirlik çökmeye başlar. Köyün yakın komşusu Karadam Köyü(Şimdiki adı Asma Karadam)'nde fakir bir ailenin kızıyla evlenir ve bu evlilikte beş çocuğu olur. Çıtak Hüseyin, köyün en sonunda küçük bir tarlanın içindeki tek gözlü evinde evliliğini ve yaşamını gündelik işlere gitmek suretiyle sürdürür.
Çıtak Hüseyin her ne kadar fakir bir insansa da; Aynı zamanda iyi niyetli, temiz kalpli, güçlü kuvvetli babayiğit bir insandır. Köyün yerleşim yeri kayalık olduğu için evler kesme kaya taşlardan, hayvan barınakları da hazır inlerde veya insan gücüyle kırılarak oluşturulan inlerde zor şartlarda yapılırdı. O yapıların oluşmasının hepsinde de Çıtak Hüseyin'in emeği vardır. Babayiğit olması nedeniyle köyün gözde amelesindendir. Köydeki taş yapılı evlerin kesme taşları onun sırtından taşınır duvarlar örülerek yükselir evler oluşturulur, karşılığında alınan yevmiye veya yiyeceklerle çoluk çocuk geçimini sağlarlar; Bu arada eşi de boş durmaz, kalabalık bir nüfusa sahip olmaları nedeniyle o da köydeki kadınların işlerine yardımcı olur karşılığında aldıkları erzakları evinin bir köşesinde tutarak evinde aşının eksik olmamasına büyük özen gösterirdi.
Geçlik buya, Çıtak Hüseyin'e hiçbir şey zor gelmez. Çalışır çabalar çocuklarını büyütür ama ömrünün yarısı da geçer. Bir bakar ki yaş ellinin üzerine gelmiş, çocuklar yuvadan uçmuş bir karı bir koca kalmış; Okuryazarlığı olmamasına rağmen etrafında öğrendiği bilgilerle kendisini dine vererek güzel bir sakal bırakır dini vecibelerini yerine getirmeye başlar, evden camiye camiden eve gider gelir. Cami cemaatlerinden birkaç kişinin etkisinde kalarak şıh olmaya karar verir. Gerek kendi köyünde gerekse civar köylerde zikirler çekmeye başlar, bu özelliğinden dolayı da " Şıh Hüseyin " lakabını alır. Derken bir gün aniden rahatsızlanan eşi vefat eder. Zaten fakir ve yoksul olan Çıtak Hüseyin yaşlılığın etkisiyle o küçücük evde yapayalnız ortada kalır. Her ne kadar Köy dışında olan çocukları ilgilense de kabul etmez, daha doğrusu köyünden başka yerlerde rahat edemez ve köyden ayrılmayı istemez. Yalnızlığa alışkın olmadığı için kısa sürede çöker, akli dengesi bozulur, gözleri çok az görmeye başlar, yemeğini yapamaz, sobasını yakamaz velhasıl çok kötü bir yaşamla karşı karşıya kalır. Köydeki yakın ve uzak komşuların yardımlarıyla günlerini geçirir, hele geceleyin gün olur camiye gidiyorum diye yakın bir köye, gün olur camiye gidiyorum diye yakın bir komşuya gider ama nereye ne zaman gittiğini bilemez. İlkbahar, yaz, sonbahar derken kış mevsimi gelmiş her tarafı kar kaplamış tipi fırtına acımasız bir şekilde devam etmektedir. Artık iyice yaşlanan Çıtak Hüseyin, ısınmak ümidiyle çok sevdiği yakın komşusuna gitmek için geceleyin evinde çıkar fırtınaya tutulur ve bir daha geri dönemez.
Sabah olur gün ağarır komşu kadın, hayvanlarına yem saman vermek için evinin altındaki ahıra giderken üzeri karla kaplı bir insan eli görür birden panikleyerek evine koşar çocuklarını çağırır, çocukları gelir bakar ki karın altındaki ceset yakın komşuları Çıtak Hüseyin'dir.
Sonradan anlaşılır ki Çıtak Hüseyin, fırtınanında etkisiyle geceleyin komşusunun evinin kapısını bulamaz, yanlışlıkla bir uçurumun kenarına gelir dengesini kaybeder ve düşer. Nasıl bir acı çektiğini ne duyan nede gören olur. Sabaha kadar yağan kar üzerini kaplar ve donarak ölür. Fakirlikle başlayıp fakirlikle geçen 80 yıllık ömür acımasız bir kış günü fakirlikle sona erer.
Yunus Emre bir şiirinde;
Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin.
Mısralarıyla kimseler garip olmasın tezini asırlar önce dile getirmiştir.